Friday, February 20, 2009

BİLGİ ÜSTÜNÜZE YAĞABİLİR, AMA VUKUFİYET-UZMANLIK, NAZLIDIR AYAĞINA BEKLER!


Öğretmenliğimin ilk yıllarında, çalışmakta olduğum dersanenin duvarlarına asılmak üzere, kendimce posterler hazırlamaktaydım. Hatta hazırlamış olduğum bir reklam posterini ertesi gün gazetelerden birisinde görüp de sevinçle karışık bir şaşkınlık yaşadığımı bugün gibi hatırlıyorum! Anlaşılan bu genç yeteneğin havaya girmesini istememiş ve bana haber bile vermemişlerdi! Bu reklamda saat tutan bir el fotoğrafı vardı ve ben bu resmin yanına: “Zamanı ölçmek saati değerli kıldı; Zaman kazandırmak da bizi değerli kılıyor!” diye bir cümle düşmüştüm.

Bu poster çalışmalarından dolayı, elime aldığım yayınlarda ilk dikkatimi çeken bölümler, reklamlara ayrılmış bulunan sayfalar oluyordu. Yine böyle İngilizce bir dergiyi karıştırırken bir reklamda yer alan şu cümle dikkatimi çekti: “Information is everywhere, but knowledge is with us!”; yani “Bilgi her yerde, ama vukufiyet-uzmanlık bizde” anlamına gelen bir cümle gördüm. O güne kadar “information” ve “knowledge” kelimelerinin her ikisinin de “bilgi” olarak tercüme edildiğini görmekteydim, ama bu cümleyi görünce “knowledge” kelimesinin yanlış tercüme edildiğini anladım. Çünkü “information” kelimesi “bilgi”, “knowledge” kelimesi de “vukufiyet” anlamına geliyordu. Sonraki yıllarda tercüme yaparken de bu ayrıma dikkat ettim.

“Bilgi” ve “vukufiyet-uzmanlık” arasındaki farkı bir örnekle netleştirmeye çalışayım: Bir odanın içindeki eşyaların sahip oldukları renkler birer bilgidir ve herkese açıktır, ama hangi renklerin birbirlerine uygun olduklarını bilmek ve ona göre renk seçimi yapabilmekse vukufiyettir, yani bir uzmanlık alanıdır. Evinizin veya ofisinizin güzel bir dekorasyona sahip olması konusunda yardım isteyeceğiniz kişi, sadece, yedi rengin ve onların tonlarının adlarını bilen birisi değil, renk uyumunu bilen birisi, yani bir dekoratör olacaktır. Ama siz sonuçlarına katlanmak şartıyla birinci türden bir kişiyi de tercih edebilirsiniz!
Vukufiyet, bambaşka bir edinimdir, nazlıdır ve yerine göre nasiptir. “Serendipity” “Tesadüfen Güzel Bir Şeyler Keşfetmek” adında bir film seyrediyordum ve filmin bir sahnesinde, bir kitap tezgahı vardı ve satıcı: “Knowledge is good for you” yani: “Vukufiyet sizin için iyidir!” diyerek kitap satıyordu. “Information-Bilgi sizin için iyidir!” demiyordu. Çünkü bilgi edinmek için kitap okumanız gerekmez, zaten gazetelerden, komşulardan veya "kankalarınızdan", kısaca her yerden yağıyor! Ama vukufiyet arıyorsanız, bunun yolu odaklı çalışmalardan ve mutlaka kitaplardan geçiyor!“Bilgi” halk tabiriyle “yılışıktır” ayağınız gelir, ama “vukufiyet” nazlıdır, siz onun peşine düşmek ve ayağına kadar gitmek zorundasınızdır. Günümüzde “bilgilenmekle” “vakıf olmak” arasındaki farkın herkesçe bilindiğini düşünmüyorum. Bilgili olan çok insan var, ama aynı zamanda uzman olan kişilerin sayısı ise o kadar çok değildir. Peki bilgileriniz “vukufiyete” dönüşmezler mi? Elbette dönüşebilirler. Mesela ben çocukluğumdan beri her konuda “neden, niçin?” sorularını sorarım. Bu benim elimde değil ve bazen çok da yoruluyorum. Ama zihnim böyle çalışıyor ve bu durumu kontrol altına almakla birlikte bir türlü zihnime dinginlik verebilecek bir düzeye indiremedim. Dolayısıyla da pek çok şeyle ilgilendim. Aslında birbirleriyle bir şekilde ilişkili olan bu ilgi alanlarım, biraz dağınık bir görüntü veriyorlardı. Fakat daha sonra bütün bu bilgi birikiminin, bir yazar için vukufiyetin temellerinden birisi olduğu gördüm ve bu da beni memnun etti. Dolayısıyla dağınık görünen bilgileriniz, belli bir alanda vukufiyeti hedeflediğinizde, pekâlâ işinize yarayabilirler. Ama bu konuda bir hedefiniz olmalıdır. Sözgelimi, bütün gün internette amaçsızca dolaşmak sizi “vukufiyet sahibi-uzman” yapmaz. Ama belli bir hedefe odaklanıp ona göre araştırma yaparsanız, zaman içinde hem bilgilendiğinizi hem de bir konuda vukufiyet sahibi-uzman olmaya başladığınız görürsünüz.

Vukufiyet, genel kültürün düşmanı değildir, ama genel kültür, sizi vukufiyete götürmeyebilir! Mesela benim aslında ilgilenmediğim bazı konulardaki kültürüm, internette amaçsızca dolaşan bir çok kişiden fazladır. Hatta bir dostum bana: “Bunları nerden biliyorsun, bu konular senin alanınla ilgili değil ki” demişti. Açıkçası, benim “popüler kültüre” ait bu konuları öğrenmek için çaba gösterdiğimi sanmıştı. Gerçek şuydu: Ben kendi alanımla ilgili araştırma yaparken, başka bazı şeyleri de öğreniyordum. Yani “popüler kültüre ait” olarak nitelenen diğer şeyleri de görüyordum. Fark şuydu: Popüler kültür peşinde koşanlar vukufiyet sahibi olmuyorlardı, ama ben, vukufiyet peşinde koşarken popüler kültürü de bir yandan öğreniyordum!

Dolayısıyla “bilgi” yağmur gibi gelirken, “vukufiyet” çaba ve emek ister. Uzun soluklu, odaklı, sabırlı okumalarla ve dinlemelerle gelir. Popüler kültüre sahip olmak, bir kişinin bir sadece merhabalaşacak kadar İngilizce konuşabilmesi gibidir. Ama bu düzeyde bir İngilizce ile derin söyleşiler yapılamaz. Buna benzer bir şekilde, anadilimizde edinmiş olduğumuz popüler kültür de, hepimizi her şey hakkında konuşur hâle getiriyor. Ama konu derinleştiğinde, söyleyecek sözü olanlar, vukufiyet sahibi-uzman kişilerdir ve bu türden kişilerin sayısı da azdır.

Bilmiş insanlar her yerde, ama gözlerimiz vukufiyet sahibi-uzman olanları arıyor.

Acaba nerdeler?

 -------------------------------

SAVAŞ ŞENEL KİTAPLARI

AZ ACILI VE KALICI İNGİLİZCE-YABANCI DİL ÖĞRENMEK İÇİN PÜF NOKTALARI
Kitabın Tanıtım Videosu
Kitabın Tanıtım Yazısı
Kitabın Facebook sayfası
Kitabı buradan satın alabilirsiniz: Kitapyurdu.com

(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)

ÇAY SAATİ İÇİN HAFİF YAZILAR


(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)




(Kitabı İmzalı Edinmek İsterseniz Bize Yazınız: savassenel@gmail.com)
-------------------


Thursday, February 05, 2009

HAYATIMIZ, YALNIZCA,TERCİHLERİMİZİN-SEÇİMLERİMİZİN SONUÇLARINDAN İBARETTİR (Mİ?)


Amerikan filmlerinde komik bir replik vardır: “Her şey düzelecek, sana söz veriyorum!” Bu cümleyi duyunca kendimi gülümsemekten alamam. Çünkü bu kişi, bu cümleyi “saat beşte orda olacağım, söz veriyorum” der gibi söyler. Hâlbuki, verdiği sözü gerçekleştirmek insan üstü bir güç gerektirmektedir!

Bu türden “büyük laflar etme” tavrının kaynağı batıdaki hayat anlayışıdır. Batılı din ve dünya görüşünde, insanın “Tanrı” ile bir yarışı, hatta yer yer “kavgası” vardır. Bu anlayışın, bazen Yunan Mitolojisinde yer alan insana benzer tanrıların yer aldığı hikâyelerden, bazen de Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın (yani bir insanın) tanrılık payesine sahip kabul edilmesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Aslında bir peygamber olan Hz. İsa da, Tanrı olarak algılanınca, doğal olarak diğer insanlar da kendilerini bu konuda “pay sahipleri” gibi hissetmektedirler. Bunun sonucunda, bazı kitaplar, filmler veya diğer eserlerde “hayatı bizim seçimlerimiz şekillendiriyor, başımıza gelen şeyleri biz yaratıyoruz” gibi aşırı iddialar içeren söylemlere rastlayabiliyoruz.

Bununla birlikte, bir eğitimci ve birey olarak ben, bir insanın hayatını sadece, kendisinin yaptığı seçimlerin şekillendirdiğini düşünmüyorum. Bir insanın hayatını sadece onun seçimlerine bağlamak insana karşı yapılmış bir haksızlıktır ve merhum Necip Fazıl Kısakürek’in ifadesiyle “kediye arslan pençesi takmak” anlamına gelir. Hâlbuki küçük bir kedicik, kocaman arslan pençeleriyle hiçbir iş göremez!

Evet sürekli seçimler yapıyoruz, fakat bununla birlikte, insanlar, yaptıkları seçimlerin ve sonuçlarının her zaman farkında olamayabiliyorlar. Diyelim ki bir öğrenci 18 yaşında bir seçim yaptı ve üniversiteye girerken daha sonraları mutsuz olacağı bir bölümü seçti. Görünüşte bu bölümü seçip tercih eden kişi kendisidir. Fakat bir insan 18 yaşında neyi ne kadar bilir ve neye göre karar verir? Özellikle günümüzde, aşırı bilgi-enformasyon yağmuru yüzünden yetişkinlik dönemine geç girildiği ve sözgelimi 26 yaşındaki birisinin (özel bir şekilde korunup-eğitilmemişse) aslında 21 yaşında olduğu söyleniyor. Dolayısıyla 18 yaşındaki bir gencin bilgisizliğini, duygularını veya bölüm seçerken maruz kaldığı sosyal etkileri göz ardı edip, o kişiye “tek sorumlu sensin” deyip bütün sorumluluğu ona yüklemek büyük bir acımasızlık olmaz mı? Yetişkinler de, bir çok unsurun etkisi altında kararlar veriyorlar ve aynı şey onlar için de geçerli. Herkesin sadece kendi seçimlerinin sonuçlarını yaşadığı düşüncesi, kişileri birbirlerine karşı acımasızlaştırır ve bireyleri yalnızlaştırır diye düşünüyorum. Çünkü aslında bildiklerimiz artarken, bir yandan da zihin dağınıklığımız artıyor ve bilgi her zaman beraberinde vukufiyeti, gerekli dikkati ve hassasiyeti getirmiyor.

Öte yandan da “Ne yaparsam yapayım, kaderimi yaşayacağım, o zaman çalışmaya ne gerek var” tarzında ortaya çıkmış olan bir anlayış da, en başta İslam inanç sistemine saygısızlıktır ve ayrı bir aşırı uçtur. Çünkü İslam inancına göre, kul elinden geleni veya kolektif çalışmalarla elinden gelenden daha fazlasını yapmak zorundadır. Başka bir deyişle İslam âleminde şimdilerde tedavi edilmekte olan bu “tembellikten gelen tevekkül anlayışı” gerçekten “tevekkül” değil, bir “tefviz”, yani tevazu “numarasıyla” vazifeden “kaytarma” ve görevlerini başkasına “havale” hâlidir diyebilirim.

Dolayısıyla, gerek “Tanrı” ile yarışmaya kalkmak, gerekse elinden gelenleri yapmadan “Yan gelip yatmak” iki ayrı sosyal problemdir.

Pratik anlamda, bir birey olarak, sanki her şey benim seçimlerime bağlıymış gibi düşünmeye ve davranmaya çalışıyorum. Böyle düşünmek, bana seçimlerim ve onların sonuçları konusunda bir farkındalık veriyor. Ama bildiğim birşey var: O da, her şeye gücümün yetmediğidir!
Dolayısıyla, çevremdeki kişilere “bazı şartlara uyarsanız, başarılı olacağınıza yürekten inanıyorum” diyorum. İnsanların başarılı olacaklarına dair kesin bir dille söz veremem, ama bunu umabilir ve buna inanabilirim. Herhangi bir konuda bana rahatça başarı vaat edilmesi beni de rahatsız eder! İnsan, insana destek olacağı veya elinden geleni yapacağı veya elinden gelmeyen şeyler için başkalarını devreye sokacağı konusunda söz verebilir. Ama “sen başaracaksın! Söz veriyorum!” gibi ifadeler biraz “artistlik” oluyor diye düşünüyorum!

Bu sebepten Tanrıyla yarışmaya veya onunla kavga etmeye kalkmayan, bunun yerine güzel bir üslupla başarı formüllerini veren kitapları tercüme etmeye, okumaya veya tavsiye etmeye çalışıyorum. Filmler gibi diğer araçları önerirken de aynı şekilde davranıyorum.
----------------
www.savassenel.com
----------------Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
Seçimler konusunda okunabilecek güzel bir kitap: Kişisel Özgürlüğün Psikolojisi
Seçimler Konusunda Harika bir Film: Wonderful Life!
Her şeyin elimizde olmadığına dair bir radyo tiyatrosu: “Geç Gelen Adalet!”
İnsan Bazen, Hayata Karşı Çocukça Bir Küskünlük Duyabilir.
Sarışın Kız
Sizin Başarınız, Bizim de Başarımız Olacak mı?
Sizce Kimler, Daha Bilgiç, Kitap Okuyanlar mı, Okumayanlar mı?
Her Zaman Seçim Yapmak Zorunda Değiliz (mi?)
Diğer İnsanlardan ve Hayattan Beklentileri Olan İnsanları Seviyorum!
Hatasız Gelişim, Dikensiz Güle Benzer, Dikensiz Gül var mı Bilmiyorum!”

-----------------

İNGİLİZCE ÖĞRENİMİ VE ÖĞRETİMİ İLE İLGİLİ PAYLAŞIM SAYFALARIMIZ.
(İlginizi çeken konuya ait satırı tıklayınız)

Yüz yüze veya Online olarak verdiğimiz Dersler-Eğitimler


Facebook: Genel İngilizce Paylaşım Grubu
Savaş ŞENEL
İngilizce Öğretmeni-Eğitim Danışmanı
İletişim ve Yazarlık Koçu
savassenel@yahoo.com
savassenel@savassenel.com

Saturday, July 19, 2008

KİTABI ÇIKMIŞ OLAN BİR YAZAR, DOSTLARINDAN, ARKADAŞLARINDAN VE ÖĞRENCİLERİNDEN NE BEKLER?


Arkadaşlarım, dostlarım veya öğrencilerim bana kitap satışlarının nasıl gittiğini soruyorlar. Ben de “iyi gidiyor” diyorum. Hâliyle mutlu oluyorlar. Bana kitabım hakkında bu soruyu soranların çoğu kitabımı almış oluyorlar. Fakat bazıları da kitaptan haberleri olduğu hâlde, kitabımı almamış bulunuyorlar. Ama her nasılsa kitabımın çok satmasını can-ı gönülden istiyorlar! Kitabımın iyi sattığı haberiyle yaşadıkları mutluluk, onlara kendi olası katkılarını unutturuyor. “Nasılsa kitap satılıyor, ben kitabı almasam da olur” hissine kapılıyorlar.

Onlarla aramızdaki hukuk açısından bakarsak, bu durum bana “şaka gibi” geliyor ve bana bu şaka yapıldığında, şakayı yapan kişiye yukarıdaki resimdeki gibi bakmaya başlıyorum!

Başka bir deyişle bu, bir çiçeğin büyümesini yürekten istediğini söylemek, ama ona bir damla su vermemek gibi bir şey! Halbuki bu kitap-çiçek çok su götürür!

İnsanların daha iyiye gitmesini istedikleri bir konuda, aslında katılımcı olabileceklerini unutmaları nadir bir olay değil. Bunu her yerde görebiliriz. Bir konuyu geliştirebilecek kişilerden birisi olduğumuz hâlde, kendi rolümüzü nedense unuturuz veya kendi katkımızı önemsiz görürüz. İyi bir şeyin gelişimine katkıda bulunmak, sanki başkalarının görevi gibi gelir. Halbuki, sizin attığınız veya atacağınız adım da çok önemlidir.

Kendisiyle sohbet ederek saatlerinizi harcamaya hazır olduğunuz birisinin kitabını almıyorsanız, aklıma şu gelir: Paranız zamanınızdan daha kıymetli demektir. Bu da bir dostunuz olarak beni kendi adıma değil, sizin adınıza üzer. Çünkü zaman paradan kıymetlidir. Dolayısıyla bu düşünce tarzına ulaşmış olmanızı veya en yakın zamanda ulaşmanızı diliyorum.

Elbette paranızı saçıp-savurun demiyorum. Bu hiç de akıllıca bir öneri olmaz. Ama bir yazarın iyi niyet ve temennilere ihtiyacı olduğu kadar, tirajı yüksek kitaplara da ihtiyacı vardır. Burada temel ilke şudur: Benim fikirlerimin başkalarına yararlı veya bir şekilde kazanım olduklarına inanmalısınız. Tavsiyedeki samimiyetin temel göstergeleri şunlardır: Tavsiye edilen ürünün, hizmetin veya eserin yararlı olduğuna inanmanız ve onu kullanmak üzere para harcamanız. Unutmayın insanlar güzel konuşmalardan değil, yaptıklarınızdan etkileniyorlar ve sizler de öylesiniz!

Türkiye pazarına kısa bir zaman önce girdikleri hâlde başarıyı yakalamış olan katlı pazarlama şirketlerinin sırrı buradadır. Distribütörlerine ürünleri önce kendilerinin kullanmalarını, ürünleri ve hizmetleri tanımalarını, sonra tavsiye etmelerini öneriyorlar. Bazı “uyanık” kişiler, bunu da pazarlama numarası olarak açıklasalar da, bu basit bir “kurnazlık” değil, çok mantıklı bir “pazarlama taktiğidir.” Evet taktiktir, ama “kurnazlık” ve “aldatma” içermiyor.

Özetle, bana kitap satışlarımın nasıl gittiğini soran kişilere, ilgilerinden dolayı müteşekkir olduğumu söylemek isterim. Ama kitabımı kendisi almış bir şekilde bana bu soruyu soranlara daha fazla müteşekkirim! Hatta bazıları herhangi bir şekilde bir dostlarına hediye vermekleri gerektiğinde, kitabımı hediye ediyorlarmış. Bir öğrencim bunu Babalar Gününde yapmış!

Kitabımı satın alıp, okuyup tavsiye edenlere daha çok müteşekkirim diyorum çünkü onlar sayesinde, yazmaya ve okumaya daha fazla zaman ayırıp, daha çok eser verebilirim. Girişimcilere, karmaşık piyasa koşullarında yaşadıkları “travmayı” atlatmaları, gençlere hedefleri konusunda ve daha bir çok kişiye bir çok konuda daha fazla yardımcı olabilirim. Ünlü olmak mı? Onu hiç sevmedim. Ünlü olmak, benim yolumun sonu değil, olsa olsa “katlanmak” zorunda kalacağım ve “bunaltıcı” bir yan ürün olabilir.

Kitabımı büyük kitapçılarda, internet mağazalarında bulabilirsiniz. Gittiğiniz bir kitapçıda raflarda kitabımı göremezseniz, mutlaka görevlilere sorunuz. Bir yerlerden bulup-getiriyorlar!
------------------------
www.savassenel.com
------------------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:Hayatı Iskalama Lüksün Yok!
Neden Yazıyorum? Zorum Nedir?
Size “deli”, Bana “Yazar” Derler!
Madem ki Zekîyim, O Hâlde Kitap Okumama Gerek yok! (mu?)
Okumadan Yaşanır mı?
Kitap Satın Almak, Araba Satın Almaktan Daha Zor (mu?)
Kitaplardan neler Bekliyoruz?
Okuma Etkinliğinden Tasarruf Edilir mi? Kumdan kale yapılır mı?
Kitaplar Hep Aynı Şeyleri mi Söylerler?
Çok Kitap Okudum da Hayatım Değişti!
Kitaplarla Anılmak İsterim! Fena mı Ederim?
Kitaplar Teorik Şeyler midir?
Okumanın Bana Çocuklukta Kazandırdıkları
Çocuklar Okumayı Sevebilirler mi?
İnsanları Kaynaklara ve Özellikle Kitaplara Ulaştırmazsam Patlarım!
Arabam Olmayışı Konusunda Bütün Suç Annem ve Babam da!

-----------------

İNGİLİZCE ÖĞRENİMİ VE ÖĞRETİMİ İLE İLGİLİ PAYLAŞIM SAYFALARIMIZ.
(İlginizi çeken konuya ait satırı tıklayınız)

Yüz yüze veya Online olarak verdiğimiz Dersler-Eğitimler


Facebook: Genel İngilizce Paylaşım Grubu
Savaş ŞENEL
İngilizce Öğretmeni-Eğitim Danışmanı
İletişim ve Yazarlık Koçu
savassenel@yahoo.com
savassenel@savassenel.com

Wednesday, April 16, 2008

ARTIK BAZI YAZILARIM BURADA OLMAYACAKLAR; BİR KİTABA TAŞINDILAR!


Bugünlerde farklı bir sevinç yaşıyorum. Bu bloglarda görmeye alışkın olduğunuz yazıların bir kısmı buradan ayrıldılar. Buradan "taşınmış olan" yazılarım, Neden?Kitap Yayınevi’nden çıkmış bulunan “Hayatı Iskalama! Lüksün Yok” adlı kitapta toplandılar. Kitapta yer alacak yazıların içeriklerini çıkarıp, onların yerlerine kitabın kapak resminin de yer aldığı duyurular koyduğum için, hangi yazılarımın kitapta yer almış olduklarını sizler de görebilirsiniz. Kitabımı şu anda özellikle www.kitapyurdu.com adresinden, diğer internet kitap sitelerinden ve kitapçılardan edinebilirsiniz.
Kitaba doğru giden yazılarım, bir dostun önerisini dikkate almamla birlikte başladı. Sevgili arkadaşım Gökhan Yorgancıgil, bundan yaklaşık 3 yıl önce bana, kendime ait bir web sitesi açmakta ağır davrandığımı, istersem bloglarda yazabileceğimi söyledi. Ben de hemen internette bir blog açtım ve sonra o blogların sayısı 15’i buldu. İlkokuldan beri süregelmiş olan yazma alışkanlığım, böylelikle internete taşınmıştı.

Benim kendilerini çok iyi tanıdığım, ama beni hiç tanımayan bazı kişiler, (herhangi bir yazılı metinden yararlanabilecek bir bakış açısına sahip olmadıklarından olsa gerek) yazarlığın herhangi bir yararı olmadığını söylemişlerdi! Bu tür kişilerin söylediklerine burada yer vermemin sebebi, onların bu yöndeki düşüncelerini önemsemem değildir. Sizin de olumlu ve uzun vadeli çalışmalarınızla ilgili olarak bu tür yorumlar duyabileceğinizi ve vaz geçmemeniz gerektiğini vurgulama arzumdur. Ben yazmaya devam ettikçe, okurlarım beni buldu. Yazılarımın bir çok kişiye umut ve yeni açılımlar vermiş olduklarını görmüş oldum.

Derken, bir gün elektronik posta adresimde bir mesaj gördüm. Bu mesajda, Neden?Kitap Yayınevi’nin
Kıymetli Halka İlişkiler Sorumlusu Nazar Çiftpınar Hanımefendi, yayınevi olarak yazılarımla ilgilendiklerini ve yazılarımın bir kısmını kitap hâline getirmek istediklerini belirtmişlerdi. Ben de yayınevinin web sitesini inceledikten sonra, görüşebileceğimizi söyledim.

Daha sonra yayınevinin web sitesini inceledim ve ortak çalışmalar yapmaya hazır bir şekilde, Necati Bey ve Nazar Hanımla görüştük. Yazıların kitaba dönüşme serüveni bugüne geldi.

Bu kitabı, hayata gerçekçi ama bir yandan da olumlu bir perspektiften bakmayı becerebilen veya beceremeyen herkese önerebilir veya hediye edebilirsiniz. Ben, hayatın gerçeklerinden hiç de habersiz olmadığımı, aksine bu gerçeklere dair ciddî ve bazen de beni çok hırpalayan bir farkındalık taşıdığımı ve bunlarla birlikte yine de iyimser olabildiğimi düşünüyorum. Bu yazılarda romantik bir iyimserlik değil, acısı çekilmiş bir iyimserlik göreceksiniz.

“Olumlu mesajlar vermek kolay! Siz benim yaşadıklarımı nerden bileceksiniz?” tarzı ifadeler için cevabım da hazır!: “Sizler de benim yaşadıklarımı bilmiyorsunuz!” Bu yazılar, size arabesk gelebilecek bir tabirle "hüzün topladığı hâlde neşe dağıtmaya çalışan” bir şairin yazılarıdır.

Bu kitabı okuma kitabı olarak kullanabileceğiniz gibi, tartışma gruplarında ortak bir metin olarak kullanabilir ve fikir egzersizleri yapabilirsiniz. Hatta ders kitabı olarak bile kullanabilirsiniz. Yazılar deneme türünde yazılmışlardır ve maddeler hâlinde tavsiyeler vermektense, aslında bir şeyleri paylaşmayı amaçlamışlardır! Bu denemelere, yazarın yüksek sesle düşündüğü yazılar olarak da bakabilirsiniz.

Kitabım çıktığında onu çocuklarımdan birisi gibi bağrıma bastım. Çünkü bu yazılar ve sonunda onların bir kısmının toplandığı bu kitap, benim eserlerim gibi görünseler de, aslında onlar da, çocuklarım gibi, birer hediyedirler.
--------------------------
www.savassenel.com
--------------------------
Konuyla İlgili diğer yazılar, öneriler: Görmek istediğiniz linkin adını tıklayınız:
"Hayatı Iskalama Lüksün Yok!" adlı şiirNazım Hikmet Ran HakkındaGökhan Yorgancıgil Hakkında
Gökhan Yorgancıgil ile yapılmış olan bir öportajwww.kitapyurdu.comNeden Yazıyorum? Zorum Nedir?
Size “deli”, Bana “Yazar” Derler!
Madem ki Zekîyim, O Hâlde Kitap Okumama Gerek yok! (mu?)
Okumadan Yaşanır mı?
Kitap Satın Almak, Araba Satın Almaktan Daha Zor (mu?)
Kitaplardan neler Bekliyoruz?
Okuma Etkinliğinden Tasarruf Edilir mi? Kumdan kale yapılır mı?
Kitaplar Hep Aynı Şeyleri mi Söylerler?
Çok Kitap Okudum da Hayatım Değişti!
Kitaplarla Anılmak İsterim! Fena mı Ederim?
Kitaplar Teorik Şeyler midir?
Okumanın Bana Çocuklukta Kazandırdıkları
Çocuklar Okumayı Sevebilirler mi?

-----------------

İNGİLİZCE ÖĞRENİMİ VE ÖĞRETİMİ İLE İLGİLİ PAYLAŞIM SAYFALARIMIZ.
(İlginizi çeken konuya ait satırı tıklayınız)

Yüz yüze veya Online olarak verdiğimiz Dersler-Eğitimler


Facebook: Genel İngilizce Paylaşım Grubu
Savaş ŞENEL
İngilizce Öğretmeni-Eğitim Danışmanı
İletişim ve Yazarlık Koçu
savassenel@yahoo.com
savassenel@savassenel.com

Friday, February 15, 2008

MSN, SKYPE, GOOGLE VEYA YAHOO MESSENGERLA ONLINE-SESLİ İNGİLİZCE DERSLERİ


İNGİLİZCE ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ HALDE ZAMANSIZLIK YÜZÜNDEN KURSLARA GİDEMİYOR MUSUNUZ? SİZE UYGUN BİR PROGRAM MI İSTİYORSUNUZ? O ZAMAN BURADAN BUYRUN>
-----------------

İNGİLİZCE ÖĞRENİMİ VE ÖĞRETİMİ İLE İLGİLİ PAYLAŞIM SAYFALARIMIZ.
(İlginizi çeken konuya ait satırı tıklayınız)

Yüz yüze veya Online olarak verdiğimiz Dersler-Eğitimler


Facebook: Genel İngilizce Paylaşım Grubu
Savaş ŞENEL
İngilizce Öğretmeni-Eğitim Danışmanı
İletişim ve Yazarlık Koçu
savassenel@yahoo.com
savassenel@savassenel.com